Son dönemlerde İstanbul’da sık görmeye başladığımız bir mekan tipi veya bir başka deyişle bir mekan sunum tarzı dikkatleri çekiyor. “Speakeasy” mekanlar olarak isimlendirilen bu konsept son dönem çokça karşımıza çıkmaya başladı. Bu tarzın başlıca özellikleri ise, kapıda tabela olmaması ve instagram hesabı olmaması olarak sayılabilir. Açıkçası bu konsepti eski zamanlardan beri oldukça iyi uygulayan Aztek ve İzmir En Velo’nun yanısıra son yıllarda Emirgan Gizli Kalsın’dan biliyoruz. Bu tarzın mekanlara sunduğu avantajları da 3 unsurda özetlemek mümkün.
Kitle seçimi
Genelde “speakeasy” tarzın bizdeki uygulamaları, Momo Beach örneğinde olduğu gibi “kişinin instagram profiline bakarak rezervasyon kabul etme olarak karşımıza çıkıyor. Bu yöntemle mekanlar kitle mühendisliği yaparak, hedef kitleyi hızlı ve kısa yoldan elde etmeyi planlıyor.
Doğal Pr
“Speakeasy” konseptinin insanlarda yaratığı en önemli his merak ve keşfetme duygusu oluyor. Gizemli hava yaratan mekanlar “talep görüyor” algısı yaratarak, müşteriye karşı pozisyon avantajı elde ediyor. Mekana zaten zor giren kişi, beğenmediği bir durum karşısında eleştiri yapabilme gücünü kaybediyor. Bu sayede işletme “sen beni seçmedin. ben seni seçtim” pozisyonuna geliyor.

Popülarite sonrası erezyonu yavaşlatmak
Speakeasy konseptini benimseyen bazı mekanların anlamlı kaygıları olduğundan da bahsetmek mümkün. Mekan tüketme konusunda müthiş başarılı olduğumuz göz önüne alındığında, işlemesini binbir zorlukla kuran birçok kişi mekanının “hızlıca popülerleşip ardından yok olmasını” istemiyor. Ancak yine de doğru uygulandığında işletmenin ömürünü uzatıp, kitlesini korumayı sağlayan bu yöntem yanlış uygulamalar ile biraz ayağa düşeceğe benziyor.


Yorum Yap